DEDİKODU
Artık AKP’liler dahil herkes farkında, yapılacak ilk seçimlerde Erdoğan’ın yüzde 50+1 alarak cumhurbaşkanı seçilmesi neredeyse olanaksız.
Bütün anketler bunu gösteriyor.
Bu nedenle Erdoğan’ın önünde iki yol var.
BİRİNCİSİ: 2028’e kadar yerinde kalıp, bu süreçte devri sabık yaratılmasının önünü keserek kendi hayatına dönmek.
İKİNCİSİ: Yeniden seçilmenin ve daha uzun süre iktidarda kalmanın çaresini bulmak.
Erdoğan’ın bu açmazdan kurtuluş yollarından biri “demokratik sisteme dönmek” ama eğer AKP birinci parti olarak çıkamaz ve iktidarda tutunamazsa sonuç kendi açısından hoş olmayacak.
Böyle bir endişe olunca iki yıl önce gündeme gelen, sonra da unutulan “cumhurbaşkanı yüzde 40+1 oyla seçilsin” formülü gündeme gelmiş.
Tüm anketlerin ortalamasına bakınca Erdoğan’ın oyu yüzde 50+1 oranına çıkamıyor ama yüzde 40+1 mümkün.
Üstelik yapılacak bir anayasa değişikliği ile bu “yeni sistem” olarak kabul edileceği için tıpkı 2023’teki gibi Erdoğan hak kazanmış olacak.
Bu konuda DEM desteği sağlanırsa 400 oya ulaşmak da çok zor değil.
Apo’ya gidilmesi ve çözüm sürecinin arkasında durulması muhtemelen bu nedenle.
Çözüm mü?
O da DEM’in bu konuda vereceği destek ve Erdoğan’ın yeniden seçilmesinden sonra elbette.
DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER
Kamuoyu neyi destekliyor?
MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin başlattığı yeni açılım sürecine kamuoyunun da büyük destek verdiği görülüyor.
Son yapılan bir ankette süreci destekleyenlerin oranı yüzde 60.2 desteklemeyenlerin oranı yüzde 35.4 olarak görülüyor.
Buna karşı komisyonun Öcalan’ı dinlemek için İmralı’ya gitmesi gerektiğini belirtenlerin oranı ise yüzde 27.5 gitmemeli diyenlerin oranı ise yüzde 65.7 oldu.
Kısacası halk “bitsin bu terör” diyor ama bunun için terör örgütün şefinin aşağına gidilmesini hoş karşılamıyor.
Ama bana göre asıl önemli nokta şu; halk açılımdan sadece terörün bitmesi, anaların ağlamaması, şehitler olmamasını anlıyor. Açılımın sonunda “nasıl bir Türkiye” olacağı ise şimdilik kimsenin gündeminde değil.
ÜZÜLDÜM
Gazeteciyi hapiste tutmak
Gazeteci Fatih Altaylı’nın serbest kalacağına inanıyordum.
Ama olmadı, asla Erdoğan’a tehdit niteliği taşımayan birkaç cümlesi nedeniyle 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi ve hapiste kalmasına karar verildi.
Bir gazeteciyi, üstelik hukuka ve hakka hiç de sığmayan bir gerekçe ile hapiste tutmak kimin yararına olur ki?
Çok üzücü bir durum.
Üstelik öyle bir gözdağı da veriliyor ki, hepimize sanki “dikkat edin, hiç aklınıza gelmeyen bir nedenle sizi hapse bir atarız bir daha çıkamazsınız” deniyor.
ŞAŞIRDIM
O zaman yaz tatili de kalksın
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin zorunlu eğitim sürecinde uygulanan “iki ara tatil” uygulamasından vazgeçilebileceğini söyledi.
Bakan buna gerekçe olarak “velilerden gelen talepleri” göstererek “Çocuk tatil sonrasında tekrar okula gitmek istemiyor. Yine öğretmenlerimiz ara tatil sonrası çocuğun okula adaptasyonu zor oluyor diyor” dedi.
Bu uygulama Avrupa ülkelerinde uzun yıllardır var ve bu konudaki karar uzun araştırma ve psikolojik testlerden sonra alınmıştı.
Bakan Tekin’in mantığını anlamak zor.
Ara tatiller çocukları okuldan uzaklaştırıyorsa üç aylık yaz tatilini ne yapacağız?
Yine çalışan veliler okullar yaz tatiline girince işlerini mi bırakıyorlar?
BUNU YAZMAK GEREK
Hüseyin Yayman’ın yanlışı
Son iki gündür meclis heyetinin terör örgütü şefinin ayağına gitmesini konuşuyoruz.
Mehmet Tezkan dünkü Halk TV yayınında “Adaya gidilmesi önemli ama ne gariptir Hüseyin Yayman bunun önüne geçti” dedi.
Gerçekten de neredeyse adaya gidilmesi kadar Hüseyin Yayman konuşuldu medyada.
Bana göre Hüseyin Yayman, böyle bir görev üstlenmekten pek hoşnut değil.
Bugün olmasa bile Öcalan ile görüntüleri sonraki siyasi hayatında olumsuz etki yaratabilir.
Bu da endişe ve korku yaratıyor.
Bir gazetecinin telefonunu açtığında, tabii böyle bir olayı da hiç yaşamadığı için, belli ki bocalamış ve yalanlamaya kalkmış.
Oysa telefona cevap verirken telaşlanmayıp “Şu anda bir şey yok, ben de bekliyorum” dese belki haber bile olmayacaktı.

