KAFAMI BOZAN ŞEYLER

Yakın bir dostum dün Almanya’nın Berlin kentine uçtu.

Almanya’ya ayak bastıktan iki saat sonra aradı.

Burnundan soluyordu.

“Bu nasıl iş ya” dedi “uçuşumuz 2 saat 50 dakika sürdü, ama pasaport kontrolünden daha uzun sürede geçtik.”

Dostumun anlattığına göre aynı anda iki uçak inmiş Berlin’e.

Bir kendi bulunduğu İstanbul’dan kalkan uçak diğeri de Antalya’dan gelen bir uçak.

İki uçağın yolcularının dörtte üçü Türk vatandaşı, kalanı ise Avrupalı ülkelerin vatandaşlarıymış.

Pasaport bölümüne geldiklerindeki manzara şuymuş.

Avrupa birliği vatandaşları için 4 noktada pasaport kontrolü yapılırken “others” yani “diğerleri bölümünde ise sadece tek kontuar açıkmış.

Üstelik buradaki pasaport görevlisi karşısına gelen her kişiye en az birkaç dakika süren bir sorgulama yapıyormuş.

Neden geldin, kaç gün kalacaksın, ne iş yapıyorsun, nerede kalacaksın?

Dostum “insan çıldıracak gibi oluyor, Avrupa Birliği ülkelerinden gelenler sadece pasaportlarını gösterip geçtiler ve bizde upuzun bir kuyruk varken görevliler yeni kontuar açmadan gittiler, bu nasıl iş” dedi.

Şaşıracak bir şey yok aslında.

Dünyanın “en saygın!” ülkelerinden biriyiz ya işte böyle muamele görüyoruz.

AKP iktidarı “asrın lideri” propagandası ile halkı uyuturken dünyadaki yerimiz işte bu kadar.

Düşünseniz on binlerce Türk vatandaşı, sporcular, sanatçılar, iş insanları vize bile alamıyorlar, alabilenlere ise böyle davranılıyor.

ÇOK GÜLDÜM

Pazar için iki fıkramız var

Havaların şaşırttığı bu pazar günü için Yıldırım Tuna iki fıkra göndermiş.

Onu sakın satmayın

Tarikat lideri ölüm döşeğinde, genç müritleri yatağının etrafında toplanmış dualar okumaktalar, müritlerden birinin getirdiği ılık sütü şeyh reddedince delikanlı sırtını dönmeden geri geri adımlarla mutfağa gidip zulasındaki konyağı süte boca etmiş ve tekrar saygıyla gelip şeyhinin başını eliyle hafifçe kaldırarak sütü burnuna yaklaştırıp önce koklatmış sonra dudaklarına değdirmiş..

Çok zayıflamış şeyh farklı tadı alınca o sütten biraz içmiş, sonra biraz daha içmiş, daha ne olduğunu anlamadan bardağın tamamını son damlasına kadar adeta yutmuş, ardından da tek dirseğinin üzerinde doğrulmuş, “Bana bakın çocuklar” demiş yutkunarak, “O ineği sakın satmayın!”

Sıkışınca mecburen

Adam ormanda kaybolmuş ve gece basarken bir Yeti ile karşılaşmış, görür görmez korkuyla “TANRIM KURTAR BENİ!” diye çığlık atar atmaz “Ulan.. Hani bana hiç inanmazdın?” diye inanılmaz bir ses duyulmuş,

“Valla hayatım boyunca Yeti hikayelerine de hiç inanmamıştım” demiş adam titreyerek “Ama n’apalım buradayız anasını satayım!”

HOŞUMA GİDEN ŞEYLER

Dibin de dibini gördü

Gazeteci Erdem Beliğ Zaman’dan bu Pazar için gelen iğnelemeleri
sunuyorum;

CHP’den istifa eden Antalya Aksu Belediye Başkanı İsa Yıldırım, AKP’ye geçmiş23 senede 5 parti değiştirdiği ortaya çıkan İsa Yıldırım, yakın zamanda, “Zindana düşsem AKP’ye geçmem!” demişti… Sayın Yıldırım, zindana düşemezsiniz zira etik açıdan o kadar aşağılardasınız ki düşecek yer bırakmadınız.

Asgari ücret 45 bin TL olmazsa geçim de mümkün olamazmış… Demek ki 2026’da da asgari ücretli için geçim mümkün olmayacak!..

***

Son zamanlarda gıda zehirlenmesi haberleri ardı sıra geliyor… Aralarında hiçbir siyasetçi yok… Oysa seçim öncesi ne vaatte bulunurlarsa hepsini yerler, hiçbirine de bir şey olduğunu görmedik!

OKURDAN MESAJ

Köfteci Yusuf’a ne oldu böyle?

Bir okurumun gönderdiği mesajı sizle de paylamak istedim.

Mesaj şöyle;

Can Bey merhaba,

AKP bir ara Köfteci Yusuf’a çökmeye çalışmıştı.

AKP’ye göre Köfteci Yusuf’un bazı şubelerinde domuz etine rastlanmıştı.

Halk Köfteci Yusuf’a sahip çıkmış, bu lokanta ile alışverişini kesmemişti.

Fakat şimdi öğreniyoruz ki, Köfteci Yusuf dünyanın çeşitli ülkelerinden et ithal eden AKP’nin en büyük müşterisi olmuş.

Daha önceleri hem kendi çiftliklerinde hayvan yetiştirip hem de Anadolu’dan canlı hayvan toplayıp kendi tesislerinde işleten Köfteci Yusuf, AKP’nin ithal etine neden muhtaç oldu?

Bir tehdit mi söz konusu yoksa karşılıklı kayıkçı kavgası mı vardı?

Birileri açıklasa da aydınlansak.

B.A